ARAF 168-Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık. İçlerinde iyi olanları da vardı, iyinin altında olanları da. Onları bazen nimet, bazen de musibet ile imtihan ettik ki, belki döneler. (veqedde’nahum fil ardi= ayırdık onları yeryüzünde, umamen= ümmetlere, minhumus salihune= içlerinden Salih olanlar vardır, ve minhum= içlerinden, dune= altında olanlar, zalike= bunun, vebelevnahum= denedik onları, bilhesenati= iyiliklerle, vesseyyiati= kötülüklerle, leellehum= belki onlar, yerci’une= dönerler)
SEBE 24-Onlara de ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor? De ki: "Allah! O halde ya biz mutlak bir doğru yolda veya açık bir sapıklık içindeyiz ya da siz." (qul= de ki, men= kim, yerzuqukum= size rızık veriyor, mines semavati vel ardi= göklerden ve yerden, qulillahu= de ki Allah, ve inna= gerçekten biz, ev= yahut, iyyakum= siz, leela= elbette üzerindeyiz, huden= hidayet, ev= yahut, fidalalin= sapıklık içinde, mubinin= ap açık)
KEHF 29-Ve de ki: "O hak Rabb’inizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin! Çünkü Biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışızdır ki, serdakları = duvarları kendilerini kuşatmıştır. Eğer yardım isterlerse, yüzleri çeviren erimiş cesed gibi bir su ile yardım edilirler. O ne fena içki ve o ne kötü kurultay! (ve qulil haqqu min rabbikum= de ki hakk rabbinizdendir, femen= kim, şae= dilerse, felyumin= iman etsin, vemen= kim, şae= dilerse, felyekfur= inkar etsin, inne= şüphesiz biz, e’tedna= hazırladık, lizalimine= zalimler için, naren= bir ateş, ehade= kuşattı, bihim= onları, suradiquha= surları, duvarları, vein= eğer, yesteğisu= yardım isterse, yuğasu= yardım edilirler, bimain= bir su ile ki, kelmuhli= erimiş maden gibidir, yeşvil= kavurur, vucuhe= yüzleri, biseş şarabu= ne kötü içecektir, vesaet= ne kötü, murtefeqen= yaslanacak yer)
