<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/platform.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar/4374570311002180083?origin\x3dhttp://salihfurkan.blogspot.com', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>
<$BloHAKKIN YEGANE SAHİBİ>
<$Blo
Allah kullarından vazgeçici değildir. ancak kullar Rabbinden ümidi keserler. Dalâlette olma ihtimali ne kadar yüksekse; hidayeti bulma ihtimali Rabbimizin izniyle daha yüksektir. İmtihan süreci her an devam ediyor. Bu süreçte üstlenilen misyonlar, yapılan amelî işler göz önünde tutulacağından elimizdeki nimete de musibete de mümin duruşu sergilemeliyiz. düşünelim ki, neden farklı farklı yaratıldık? Akıl nimeti bize neden Rabbimiz tarafından bahşedildi? Tek tip değiliz. Bu yüzden, yapılacak her eylemin sonuçlarını ona buna göre değil; vahyin ışığına göre yapmalıyız. İnsan ya hidayet üzere bir yol tutar ya da dalâlet. Tercihlerini haktan yana kullananları Rabbimiz boşa çevirmez.
ARAF 168-Ve onları yeryüzünde birçok ümmetlere ayırdık. İçlerinde iyi olanları da vardı, iyinin altında olanları da. Onları bazen nimet, bazen de musibet ile imtihan ettik ki, belki döneler. (veqedde’nahum fil ardi= ayırdık onları yeryüzünde, umamen= ümmetlere, minhumus salihune= içlerinden Salih olanlar vardır, ve minhum= içlerinden, dune= altında olanlar, zalike= bunun, vebelevnahum= denedik onları, bilhesenati= iyiliklerle, vesseyyiati= kötülüklerle, leellehum= belki onlar, yerci’une= dönerler)

SEBE 24-Onlara de ki: "Size göklerden ve yerden kim rızık veriyor? De ki: "Allah! O halde ya biz mutlak bir doğru yolda veya açık bir sapıklık içindeyiz ya da siz." (qul= de ki, men= kim, yerzuqukum= size rızık veriyor, mines semavati vel ardi= göklerden ve yerden, qulillahu= de ki Allah, ve inna= gerçekten biz, ev= yahut, iyyakum= siz, leela= elbette üzerindeyiz, huden= hidayet, ev= yahut, fidalalin= sapıklık içinde, mubinin= ap açık)
KEHF 29-Ve de ki: "O hak Rabb’inizdendir. Artık dileyen iman etsin, dileyen inkar etsin! Çünkü Biz zalimler için öyle bir ateş hazırlamışızdır ki, serdakları = duvarları kendilerini kuşatmıştır. Eğer yardım isterlerse, yüzleri çeviren erimiş cesed gibi bir su ile yardım edilirler. O ne fena içki ve o ne kötü kurultay! (ve qulil haqqu min rabbikum= de ki hakk rabbinizdendir, femen= kim, şae= dilerse, felyumin= iman etsin, vemen= kim, şae= dilerse, felyekfur= inkar etsin, inne= şüphesiz biz, e’tedna= hazırladık, lizalimine= zalimler için, naren= bir ateş, ehade= kuşattı, bihim= onları, suradiquha= surları, duvarları, vein= eğer, yesteğisu= yardım isterse, yuğasu= yardım edilirler, bimain= bir su ile ki, kelmuhli= erimiş maden gibidir, yeşvil= kavurur, vucuhe= yüzleri, biseş şarabu= ne kötü içecektir, vesaet= ne kötü, murtefeqen= yaslanacak yer)

> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0
<$BloKÂR ve ZARAR GÜNÜ>
<$Blo

İnsanların vahye imanı ve amel etmesinin gerekliliğini ortaya koymaya çalışırsak, dirilme vardır. Din gününü Allah bize vaat etmiştir. O halde ciddiyeti takınmalıyız. Çünkü şüphesiz hesap vereceğiz.

TEĞABÜN 7-Küfredenler asla diriltilmeyeceklerini iddia ettiler. De ki: "Hayır, Rabb’im hakkı için mutlaka diriltileceksiniz, sonra da kesinlikle yaptıklarınız size anlatılacak ve o Allah'a göre kolaydır. 8-Onun için siz, Allah'a, Resulüne ve indirdiğimiz nura (Kur'an'a) iman edin! Allah, ne yaparsanız haberdardır. 9-Sizi o dernek gününe dereceği (toplanma günü için toplayacağı gün var ya), işte o gün teğabün (kar ve zarar) günüdür, her kim Allah'a iman eder de yaraşıklı iş yaparsa, Allah onun kabahatlerini örter ve onu içinde ebedi kalacakları altından ırmaklar akan cennetlere koyar. İşte büyük kurtuluş odur! İnsanın kanını durdurmaya yetmeli üç ayet…

Vahiy dayanaksız konuşmak dalâlete götürür. Hiç değilse hidayetten uzaklaştırır. Vahiysiz, din adına konuşmanın gelenek halini aldığı toplumda kılavuzlar başkadır. Oysa kılavuzun kendisi vahiydir. Bilgiyle hidayete götürücü tek kitap odur.

HAC 3-İnsanlardan kimileri de Allah hakkında bilgisizce tartışır da her kaypak şeytanın ardına düşer. (ve minennasi= insanlardan kimi varki, men yucadili= mücadele ederde, fillahi= Allah hakkında, biğayri ilmin= ilimsiz, veyettebi’u= tabi olur, külle= her, şeytanin meridin= her inatçı şeytana) 8-İnsanlardan kimi de vardır ki, ne bir bilgiye, ne bir yol göstericiye, ne de aydınlatıcı bir Kitab'a dayanmaksızın Allah hakkında tartışır. (ve minennasi= insanlardan kimi varki, men yucadili= mücadele ederde, fillahi= Allah hakkında, biğayri ilmin= ilimsiz, vela huden= doğru yolu gösterensiz, rehbersiz, vela kitabin= kitabsız, Münirin=aydınlatıcı)

> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0
<$BloHİDAYETİN SINIRLARI>
<$Blo

Lokman 20'de doğru yolun haritası açık bir şekilde çizilirken olumsuz ifadeyle uzak durulması gerekenler de bildirilmiştir. Eğer rahmet ondaysa, O bizi gizli açık faydalandırıyorsa vahiy dayanaksız ( başka bir kaynağa, insana dayalı) konuşmak gereksiz bir küfür satın almak şeklidir. Vahiy merkezli biri hayatın tarzının vahiy olmasını söylüyorsa ancak söylemi bundan ibaret olmalıdır.

LOKMAN 20-Görmediniz mi Allah zülcelal göklerde ve yerde ne varsa, hepsini sizin emrinize vermiş, açık ve gizli olarak nimetlerini üzerinize yağdırmaktadır. Bununla beraber insanlar içinde kimi de var ki, ne bir ilme, ne bir mürşide, ne de aydınlatıcı bir kitaba dayanmaksızın Allah hakkında mücadele ediyor. (mürşide diye tercüme orijinalinde “huden” diye yani hidayetçi diye geçmektedir.) (elemterev= görmediniz mi, nenallahe= Allah ki, sexere= boyun eğdirdi, lekum= size, ma= şeylere, fissemevati vema fil ardi= göklerde ve yerde olan, ve esbeğa= ve bol bol verdi, aleykum= üzerinize, ni’metehu= nimetlerini, zahireten= açıkça, ve batineten= ve gizlice, ve minennasi= insanlardan, men yucadilu= kimi varki mücadele ediyor, fillahi= Allah hakkında, biğayril ilm= ilmi olmaksızın, vela huden= yol göstericisiz, vela kitaben= kitabsız, Münir= aydınlatıcı)
NUR 46:Andolsun açıklayıcı ayetler indirdik. Allah, dilediğini doğru bir yola iletir. Hidayet Allah’tandır.

Hidayeti verirken: SEBE 50: De ki: “Eğer ben yanılırsam, yalnız kendime kalarak yanılırım ve eğer hidayeti bulmuşsam, bilmeli ki Rabb’imin bana vahiy vermesiyledir. Çünkü O, yakındır her şeyi işitir.” Tavır budur.

Bu çerçevede; ZÜMER 2-Emin ol, Biz sana kitabı hakkıyla indirdik. Onun için dini yalnız O'na halis kılarak Allah'a ibadet ve kulluk et! (inna= şüphesiz biz, enzalna= indirdik, ileykel kitabe= sana kitabı, bil haqqi= hakk ile, febudillahe= öyleyese sen de kulluk et Allah’a, muhlisen= halis kılarak, lehud dine= O’na dini) 3-İyi bil ki halis din ancak Allah'ındır. O'ndan başka bir takım dostlara tutunanlar da şöyle demektedirler: "Biz onlara sadece bizi Allah'a daha çok yaklaştırsınlar diye ibadet ediyoruz. şüphe yok ki, Allah, onların aralarında ihtilaf edip durdukları şeyle hükmünü verecektir. Herhalde yalancı ve nankör olan kimseyi Allah doğru yola çıkarmaz. 18: Onlar sözü dinlerler, sonra da en güzelini tatbik ederler. İşte onlar, Allah’ın kendilerine hidayet verdiği kimselerdir ve işte o temiz akıllılar onlardır. Hidayet verilen kimseler muhlis insanlardır. Muhlislik vahiyle olur. Muhlislik hidayete götürür. Yani Allah’a geliş ilk günkü gibi saf ve berrak olmalıdır. Bunu vahiy sağlar.

> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0