FURKAN 29: And olsun gerçekten bana gelmişken, beni zikirden saptırdı. Şeytan, insanı yalnız bırakıp felakete sürükleyendir. (leqed= andolsun gerçekten, edallani= beni şaşırttı, saptırdı, eniz zikri= zikrden, be’de= sonra, iz= zaman, caani= bana geldiği, vekaneş şeytanu= şeytan oldu, lil insani= insan için, xazulen= yardımsız bırakan) 30: Peygamber de: “Ey Rabb’im! Kavmim bu Kur’anı terk ettiler” demektedir. ( qaler rveasulu= peygamber dedi, ya rabbi= ey rabbim, inne qavmi= gerçekten kavmim, ettexezu= edindiler, hazal qurane= bu kuranı, mehcuren= terk edilmiş) Rabbimiz tarafından elçiler vasıtasıyla kullara gelen uyarıların en belirgin olanı da, zikirdir. Zikretmek, düşünmek, anmak, tefekkür etmek haberdar olan her kulun görevidir. Zikir bizzat Kur'an için de kullanılmıştır. Çünkü bir kul zikirden haberdar olduktan sonra hayatına vahyi manada yön vermesi beklenir. Bu olmadığında Peygamberimizin( SAV) "kavmim bu Kur'anı terk ettiler" lafzının muhatabı olunur ki, vahyi muhatap almayanları bekleyen son budur. Vahyin bırakılması halinde Peygamberimiz (SAV) de kavminden şikayetçi olacaktır. İşte vahiy ortadaysa, bu vahiy hidayetin ta kendisiyse uymamak körlüktür. Kullara vahyi muhatap almalarına yetecek açıklıkta uyarılar yapılmıştır. Tebliğ bu noktada toplumsal yapıya çeki düzen verecek, Rabbimizin bir emridir. İnsanlığın vahiyden haberinin olması buna bağlıdır. Yoksa insanlık kendine uygun gördüğü tağutları rab edinmekten çekinmeyecektir. Öncelikle Kur'anın farz olduğu bilinecek ve bildirilecek ki, kalp buna kendini hazır hissetsin. Sonra kalbin kendini nefsani arzulardan sıyırıp terbiye etmesi gerekecektir. Bu inişli çıkışlı yolda hidayeti Rabbimizden dilenmekten başka bir endişe kalbimizde taşımamalıyız. Kainata en yüksek sesle uyarıda bulunan vahyi muhatap alarak kurtuluşun bu şekilde olduğunu bilen bir kalbi yamultmaya şeytanın gücü yetmeyecektir. Rabbimiz kullarına mutmain bir kalp nasip etsin.



