<body><script type="text/javascript"> function setAttributeOnload(object, attribute, val) { if(window.addEventListener) { window.addEventListener('load', function(){ object[attribute] = val; }, false); } else { window.attachEvent('onload', function(){ object[attribute] = val; }); } } </script> <div id="navbar-iframe-container"></div> <script type="text/javascript" src="https://apis.google.com/js/platform.js"></script> <script type="text/javascript"> gapi.load("gapi.iframes:gapi.iframes.style.bubble", function() { if (gapi.iframes && gapi.iframes.getContext) { gapi.iframes.getContext().openChild({ url: 'https://www.blogger.com/navbar/4374570311002180083?origin\x3dhttp://salihfurkan.blogspot.com', where: document.getElementById("navbar-iframe-container"), id: "navbar-iframe" }); } }); </script>
> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0
<$BloMUSTAZAFLAR VE MÜSTEKBİRLER>
<$Blo
İçtimai yapı içerisinde doğru yola ilettiğine, hidayet dağıttığına inanılan kimselere vahiy dayanaksız oluşlarından ötürü dikkat etmemiz gerekir. Birileri çıkıp Kur’an dayanaksız zanna dayalı mesnetsiz iddialarla doğru yolu göstermeye kalkarsa buna inananlar tabi ki bunlara çoğunluk olduklarından, egemen güç olduklarından inanacaktır. Burada zaafa uğrayanlar ve zaafa uğratanlar ayetlerini dile getirelim: SEBE 31:Bununla beraber o küfredenler: “Biz, ne bu Kur’an’a inanırız, ne de önündekine” dediler. Fakat o zalimler yakalanıp Rab’lerinin huzuruna durduruldukları zaman bir görsen, bazısı bazısına söz atarken, ki o zaafa uğratılan mustazaflar, o büyüklük taslayanlara şöyle diyorlar: “Siz olmasaydınız,herhalde biz mümin olurduk.”32:Diğer taraftan büyüklük taslayanlar, zaafa uğratılan mustazaflara şöyle demektedir: “Ya..size hidayet geldikten sonra,sizi ondan biz mi çevirdik. Hayır zaten siz kendiniz suçlu günahkarlardınız.”33:O zaafa uğratılan mustazaflar da, o büyüklük taslayanlara şöyle demektedir: “Hayır, işiniz gece gündüz dolap çevirmekti. Çünkü sizler, bizlere hep Allah’a küfretmemizi ve O’na eşler koşmamızı emrediyordunuz.” Ve böyle atışırlarken, hepsi azabı gördükleri o zamanda içlerinden pişmanlık getirmektedirler. O küfredenlerin boyunlarına tomrukları geçirmişizdir de sadece yaptıklarının cezasını çekiyorlardır.34-Biz herhangi bir memlekette tehlikeyi haber veren bir Resul gönderdiysek, herhalde onun refah ile şımartılmış olanları : "Biz, sizin gönderildiğiniz şeyleri tanımayız." dediler. 35-Ve dediler ki : "Biz malca da daha çoğuz, evlatça da ve bize azap edilmez." 36-De ki: "Rabb’im, rızkı dilediğine döşer (bol verir), dilediğine de sıkar (kısar); fakat insanların çoğu bilmezler. 37-Oysa sizi huzurumuza yaklaştıracak olan ne mallarınız ne de evlatlarınızdır. Ancak iman edip yararlı işler yapanlar, var ya, işte onların yaptıklarına karşılık kendilerine kat kat mükafat vardır ve onlar, cennet köşklerinde güvenlik içindedirler. FUSSİLET 29-Ve o küfredenler muhakkak diyecekler ki: "Ey Rabb’imiz göster bize, cinlerden ve insanlardan bizi saptıranların (edallana= bizi saptırdılar, minel cini vel insani= ciblerden ve insanlardan) ikisini de onları ayaklarımızın altına alalım, en aşağılıklardan olsunlar!"
Dünyadaki egemen güçlerle, onların değnekçilerinin halini ahiret manzarası içerisinde ibretle görmekteyiz. İnsan hidayeti bulur ama onu sürekli iyileştirmek için çalıştırmazsa işlerliğini kaybeder. O vahiyle ve sahih sünnetle çalışır. Öyleleri vardır ki, beynini ve kalbini satmış yani zaafa uğramış, tahakküm altında ezilmiştir. Kur’an bunlara mustazaf ismiyle hitap etmiştir. Bunlar üzerinden baskı ve tahakküm kuranlara da müstekbir ismini takmıştır. Her iki tarafın durumu da SEBE 42 olacaktır. 42-İşte o gün kiminiz kiminize ne bir yarar, ne de bir zarar verme gücüne sahip olamaz ve o zulmedenlere: "Tadın bakalım, o yalan deyip durduğunuz ateşin azabını!" deriz. AHZAB 66-O gün yüzleri ateşte çevrilirken: "Ah ne olurdu bizler Allah'a itaat etseydik, peygambere itaat etseydik!" derler. 67-Yine derler ki: "Ey Rabb’imiz, doğrusu biz, beylerimize ve büyüklerimize itaat ettik de bizi yanlış yola götürdüler. (ve qalu=ve diyecekler, Rabbena= rabbimiz, inna ete’na= itaat ettik de, sadetena= beylerimize, liderlerimize, ve küberaena= büyüklerimize, fela= onlar, delluna=bizi saptırdılar, sebila=yoldan)68-Ey Rabb’imiz, onlara azabın iki katını ver ve kendilerini büyük bir lanetle lanetle!"
> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0
<$BloHİDAYETİ BULABİLMEK>
<$Blo
NEML 24: “Onu ve kavmini Allah’a değil, Güneş’e secde eder buldum. Şeytan, onlara amellerini süslü göstermiş. Böylece kendilerini yoldan saptırmış. Bu yüzden hidayeti bulamıyorlar. Çünkü yine vahye ve resule karşı yüz çevirmişlik var. İnanmıyorsa zaten NEML 81: Sen o körleri dalaletlerinden hidayete erdirecek değilsin. Sen ancak ayetlerimize iman edeceklere işittirirsin de onlar müslüman olur, selamet bulurlar.82-Söylenen söz başlarına geleceği zaman, onlar için yerden bir dabbe çıkarırız, insanların ayetlerinize kesin bir inanmadıklarını kendilerine söyler. Hidayetçi kılınanın da yapacağı bir şey kalmıyor. Hüküm Allah’ındır.İSRA 47-Biz çok iyi biliriz seni dinledikleri zaman ne maksatla dinlediklerini ve birbirleriyle fısıldaşırlarken de o zalimlerin: "Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz!" dediklerini. 48-Bak seni nelerle mukayese ettiler de nasıl sapıklığa düştüler, onun için bir yol bulmaya da güçleri yok. Aynı paralelde yine hidayetsiz dipsiz bir kuyudakinin hali gibi debelenip duranlar anlatılıyor. Hidayetsizliğin Allah’ın rehberlerini dinlememekten kaynaklandığını belirttik. Şunu unutmayalım bunlara doğru yolu göstermeye çalışmak onların dalâletlerini daha da arttıracaktır.Hidayetten nasibini almamışlık imansızlık, kafirlik gibi olumsuz ifadelerle iç içe kullanıldığında ortaya helak nedenleri çıkıyor. Helak, helak edilecek toplumun inanma ihtimalinin kalmadığında oluyor.YUNUS 13-Andolsun ki, Biz sizden önceki yüzyılların nesillerini, kendilerine peygamberleri açık deliller ile geldikleri halde, zulmettikleri ve iman etme ihtimalleri kalmadığı vakit helak ettik. İşte suçlu kavimleri böyle cezalandırırız. 88-Musa dedi ki: "Ey Rabb’imiz, sen Firavuna ve adamlarına, dünya hayatında zinet, ihtişam ve nice nice mallar verdin; ey Rabb’imiz, yolundan saptırsınlar diye mi? Ey Rabb’imiz, mallarını sil, süpür ve sıktıkça sık ki, o acı azabı görmedikçe iman etmeyecekler.89-Allah buyurdu ki: "Peki duanız kabul olundu, siz yine doğru ve dürüst olmaya devam edin ve kendini bilmeyenlerin yoluna uymayın!" 100: Allah’ın izni olmadıkça hiçbir kişinin iman etmesi mümkün değildir.Ve akıllarını güzel kullanmayanları o pislik içinde bırakır.108-De ki: "Ey insanlar, işte size Rabb’inizden hak geldi. Artık hidayeti kabul eden kendi nefsi için kabul etmiş olur; sapkınlık eden de kendi aleyhine sapmış olur. Ve ben sizin üzerinize vekil değilim."
HUD 17-Rabb’inden açık bir delil üzerinde olan, O'nun tarafından bir şahidin izlediği, ayrıca kendisinden önce bir rehber ve rahmet olarak Musa'nın kitabı bulunan kimse onlara benzer mi? İşte bunlar, ona iman ederler. Gruplardan her kim ona küfrederse, artık onun varacağı yer ateştir, sakın bunda şüpheye düşme; çünkü bu Rabb’inden bir gerçektir. Ne var ki, insanların çoğu imana gelmezler. KEHF 56: Halbuki biz gönderdiğimiz peygamberleri ancak müjdeleyici ve korkutucu olmak üzere göndeririz. İnkar edenler ise hakkı batılla gidermek için mücadele ediyorlar. Ayetlerimizi ve kendilerine yapılan korkutmayı eğlence yerine tutarlar.57: Rabb’inin ayetleriyle öğüt verildiği halde, onlardan yüz çevirmiş ve ellerinin sunduğu şeyleri unutmuş kimseden daha zalim kim olabilir? Biz onların kalpleri üzerine onu iyi anlamalarına engel bir takım kabuklar ve kulaklarına bir ağırlık koymuşuzdur. Sen doğru yola çağırsan da,
onlar ebediyen yola gelmezler. (vemen= kimdir, ezlemu= daha zalim, mimmen= o kimseden, zukkire= öğütlendi, biayati rabbihi= Rabbinin ayetleriyle, fee’rede= hemen yüz çevirdi, enha= onlardan, venesiye= unuttu, ma= o şeyi, qeddemet= önceden gönderdi, yedehu= 2 eli, inne= cidden biz, ceelna= kıldık, koyduk, ela qulubihim= kalpleri üzerine, ekinneten= örtüler, en yefqehu= anlamalarından, hu= onu, ve fiazenihim= kulaklarının içinde, veqren= bir ağırlık, tıkaç, vein= şayet, teduhum= çağırırsan onları, ilel huda= hidayete, felen= asla, artık, yehtedu= hidayete ermezler, uymazlar, izen= o halde, ebeden= ebediyyen) ENBİYA 16-Biz, göğü, yeri ve arasındakileri oyunculuk etmek üzere yaratmadık. 17-Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi tarafımızdan yapardık. Yapacak olsaydık öyle yapardık. 18-Hayır, Biz hakkı batılın tepesine fırlatırız da beynini parçalar, bir de görürsün ki, (batıl) o anda yok olup gitmiştir! Allah'a isnat ettiğiniz o nitelikler yüzünden vay sizlere.
Bu duruşu sergileyenlerin hidayeti bulması imkansızdır zikrimiz Kuran’a göre. Bunların başlıca özellikleri heva, heves, zan, fısk vs peşinde koşmalarıdır. ENAM 116-Yer(yüzün)dekilerin çoğunluğuna uyarsan, seni Allah yolundan saptırırlar. Onlar yalnızca zannın ardından gider ve sade atarlar. 117-Şüphesiz Rabb’in kimin yolundan saptığını en iyi bilendir, doğru yoldan gidenleri en iyi bilen de O'dur. Şüphesiz bunu bilecek olan O’dur.
Toplumda genelde çoğunluk savundu diye doğru kabul edilen mesnetsiz, Kur’an dayanaksız bir sürü zanlar vardır.Belirtmek istediğimiz çoğunluğun doğruları değil, Kuran’ın doğrularıdır. Çünkü üstünde tek şüphe olmayan kitap odur. Bu noktada hidayeti bulanla dalâlet içinde olan bir olmayacaktır. ENAM 122: Hiç ölü iken kendisini hidayetle dirilttiğimiz ve ona insanlar içinde yürürken önünü aydınlatan bir iman nuru verdiğimiz kimse, karanlıklar içinde kalmış ve ondan bir türlü çıkamayacak bir halde olan kimse gibi midir? Fakat ne var ki kafirlere yaptıkları süslü gösterilmektedir.
> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0
<$BloSALİH KULLARIN HİDAYETİ>
<$Blo
FURKAN 72-Ve onlar ki, yalana şahitlik etmezler, anlamsız, boş bir şeye rastladıkları zaman vakar içinde geçer (gider)ler. 73-Ve onlar ki Rablerinin ayetleri hatırlatılınca, kör ve sağır üstüne yıkılıp yatmazlar. 74-Ve onlar ki: "Ey Rabb’imiz, lütfunla bizlere eşlerimizden, çocuklarımızdan göz aydınlıkları ihsan buyur ve bizi takva sahiplerine önder kıl!" derler. 75-İşte hep bunlar, sabretmelerine karşılık cennetin en yüksek makamı ile mükafatlandırılacaklar; orada sağlık ve selam ile karşılanacaklar. Salih kulların özelliklerini de Kur'an bize gayet manidar bir şekilde belirtmiştir. Vahye sarılmak sürekli dalâletten uzaklaştıracaktır.Belirtilen özellikler hidayette olanın özellikleridir.
Açıkça görülüyor ki, Allah elçisinin tebliğini dikkate almamak, vahiyden bu şekilde habersiz olmak , haberli olup da yan çizmek en büyük dalâlet sebepleridir. Bu noktada Kur’an da kıssası geçen Firavun ve cemaati ibretlik misaller oluşturur. Bunun sürekli tekrar etmemizde fayda görüyorum.TAHA 50-Musa: "Bizim Rabb’imiz, her şeye uygun yaratılışını veren sonra da yolunu gösterendir!" dedi. 51-Firavun: "Ya, öyle ise, önceki milletlerin durumu nedir?" dedi. 52-Musa: "Onların bilgisi Rabb’imin katında bir kitaptadır; Rabb’im şaşmaz ve unutmaz. (qale= dedi, ilmuha= onların ilmi, inde rabbihi= Rabbimin yanında, fikitabin= bir kitapta, layedillu= şaşmaz, rabbi= Rabbim, vela yemra= unutmaz)53-Yeryüzünü sizin için bir döşek yapan, orada size yollar açan ve gökten bir su indiren O'dur." dedi. İşte Biz, bu su sayesinde çeşitli bitkilerden çifter çıkarmaktayız. 54-Hem yiyiniz, hem de hayvanlarınızı güdünüz; gerçekten bunda doğruya kılavuzluk eden akıl sahipleri için birçok deliller vardır.77-Doğrusu Musa'ya şöyle vahyettik: ''Kullarımla geceleyin yürü de onlara denizde kuru bir yol aç; yetişilmekten korkmaz ve endişe etmezsin." 78-Derken Firavun ordularıyla onları takip etti; denizden kendilerini saran sarıverdi.79 -Velhasıl Firavun kavmini sapıklığa sürükledi, doğru yola götürmedi. Taha 54’teki açıklamada, doğru yolda giderken dünya nimetlerinden de faydalanın, doğru yoldan da kılavuzlanın öğüdü var. Yani Rabbimiz bize hiçbir zorluk istemiyor. Yalnız dalâlette olan ise salt dünya malına meyledendir. Firavunu boğulmaya kadar götüren bu yanlış yoluydu. TAHA82-Bununla birlikte, Ben tevbe eden, iman edip yararlı işler yapan sonra da doğru giden kimse için çok bağışlayıcıyım, şüphesiz. İstenilen tövbe edilmesi , iman edilmesi, doğru yola kılavuzlanmasıydı. Alah tövbeleri çok çok kabul edendir.
> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo1
<$BloHİDAYETE ERDİRİYOR!...>
<$Blo
Vahyi muhatap alarak doğru yoldan hidayeti bulabileceğimizi bilmeliyiz. Rabbimiz daim kılsın inşallah. CİN 2: “O Kur’an, hidayete erdiriyor. Biz de ona iman ettik. Rabb’imize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız”. 13-Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik (Ve enna semi’na-l-= gerçekten biz dinlediğimiz zaman, huda= hidayet göstereni (kuranı), amenna bihi= ona iman ettik). Her kim O Rabb’ine iman ederse artık ne hakkı yenmek ne de istila olunmak korkusu kalmaz. 14-Ve doğrusu bizler: Bizlerden Müslümanlar da var, bizlerden haksızlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır.YASIN4-Bir dosdoğru yol üzerindesin. (ela= üzerinde, sıratin= bir yol, mustaqim= dosdoğru) 5-Güçlü ve çok merhametli Allah'ın indirdiği vahyi ile. (tenzile-l-= indirmesi, ‘azizi-r-= mutlak galip, rahim= çok esirgeyici)
Dalâlete düşenler vahyi tanımazlar demiştik. Hidayet noktasındaki rehberi (peygamberi) tanırlar mı? Hayır. Tanımazlar.Hem vahiy hem peygamberler açısından dalâte düşüşü ele alırsak ; manzara şu olur: FURKAN 9-Bak, senin hakkında ne kıyaslar, ne temsiller yaptılar da çıkmaza saptılar, artık hiçbir yol bulamazlar.
17-Hele onları ve Allah' tan başka taptıkları şeyleri bir araya toplayıp: "Siz mi saptırdınız kullarımı, yoksa kendileri mi yoldan saptılar?" diyeceği gün,
Peygamberi unutarak dalâlete düşmüşler.Hepsinin ortak özelliği birbirlerini suçlamaktır. 18-Onlar "Seni tenzih ederiz, Senden başka dostlar edinmemiz bize yakışmazdı; fakat Sen, onları ve atalarını zevke daldırdın ki, zikri (ni) unuttular (nesu-z- zikre= zikri unuttular) ve helaka giden bir topluluk oldular!" diyeceklerdir. 27: Hem o gün zalim, ellerini ısırarak, “Eyvah bana! Keşke Peygamberlerle birlikte yol tutaydım!” der. (ve yevme= o günde, ye’edduz zalimu= zalim ısırır, ela yedeyhi= ellerini, yequlu= der, yaleyteni= keşke ben, ettexeztu= edinse idim, maer resuli= peygamberlerle beraber, sebilen= bir yol)28: “Vay şu başıma gelene! Keşke filanı dost edinmeyeydim”. (yaveyleta= eyvah bana, leyteni= keşke ben, lem ettexiz= edinmeyeydim, fulenna= falancayı, xalilen= sevgili, dost) 29: And olsun gerçekten bana gelmişken, beni zikirden saptırdı. Şeytan, insanı yalnız bırakıp felakete sürükleyendir. (leqed= andolsun gerçekten, edallani= beni şaşırttı, saptırdı, eniz zikri= zikrden, be’de= sonra, iz= zaman, caani= bana geldiği, vekaneş şeytanu= şeytan oldu, lil insani= insan için, xazulen= yardımsız bırakan)30: Peygamber de: “Ey Rabb’im! Kavmim bu Kur’anı terk ettiler” demektedir. (ve qaler rasulu= peygamber dedi, ya rabbi= ey rabbim, inne qavmi= gerçekten kavmim, ettexezu= edindiler, hazal qurane= bu kuranı, mehcuren= terk edilmiş)

Hidayeti bir an için masa olarak düşünelim. Masanın üzerinde vahiy ( zikir, hidayet rehberi) var. Masanın bir köşesinde Allah’ın görevlendirdiği elçi duruyor. Masaya Allah’ ın kullarını çağıran. Ya masayı terk edeceğiz. Ya da masada kalacağız. İrade burada bize verilmiştir. Burada çok güzel bir şekilde masayı terk edenlerden bahsediyor. Onlar derler ki, FURKAN 42-"Sahi be! Az kalsın bizi tanrılarımızdan saptıracaktı, onlara tapmakta direnmemiş olsaydık!" diyorlar. Fakat ileride azabı görecekleri gün kimin yolunun daha sapık olduğunu bilecekler. Allah- ı Teala ise 43-Gördün mü o tanrısını canının istediği edineni? Artık ona sen mi vekil olacaksın? 44-Yoksa sen onların çoğunun işittiklerini veya kavradıklarını mı sanıyorsun? Onlar sırf hayvan gibi, hatta gidişçe daha sapkındırlar. 56-Halbuki seni ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik 57-De ki: "Ben, buna karşı sizden bir ücret değil, ancak Rabb’ine doğru bir yol tutmak isteyen kimseler (olmanızı) istiyorum. Sonları budur. Masadan kalkmasalardı. ( dalâlete düşmeselerdi.) Salih kullardan eylenirler, hidayete erirlerdi.
> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0
<$BloTEBLİĞ>
<$Blo

Dalâlete düşenlerin en büyük özelliklerinden birisi de yanlarında ayetler okundu mu dinlememeleri, ona karşı asabiyet göstermeleridir. ARAF 79-O, onlardan döndü ve: "Ey kavmim, ben size Rabb’imin mesajını tamamen ilettim ve öğüt verdim; ancak siz öğüt verenleri sevmezsiniz!" dedi. (fetevella= yüz çevirdi, enhum= onlardan, ve qale= dedi, ya qavmi= ey kavmim, leqed= andolsuın ki, ebleğtukum= size tebliğ ettim, risalete rabbi= Rabbimin risaletini, mesajını, ve nesehtu= öğüt verdim, lekum= size, velakin= ancak, la tuhibbune-n-= sevmiyorsunuz, nasihin= nasihat edenleri, öğüt verenleri) . Burada öğütçü ( peygamber) öğüt( vahiy) toplumca sevilmiyor vahye yönelmiyorsa, halâ delâletteyse hüküm tabi ki Allah’ındır. ARAF 86-Bir de öyle tehdit ederek her caddenin başına oturup da Allah'ın yolundan O'na iman edenleri çevirmeyin ve yolun çarpıklığını arzu etmeyin. Düşünün ki, siz azlıktınız, O, sizi çoğalttı ve bakın o bozguncuların sonu ne oldu! 87-Eğer içinizden bir kısmı, benim gönderilmiş olduğum gerçeğe inanmış, bir kısmı da inanmamışsa, Allah aramızda hükmünü verinceye kadar sabredin. O, hüküm verenlerin en hayırlısıdır.
Yukarıda saydığımız noktalarda öne çıkan temel sorun aslında vahiysizlikten sapmışlık. Peki bunu ne önleyebilir? Tebliğ . Tebliği öne çıkarmak, toplumsal helak noktasında da önemlidir. Buhranlarda da önemlidir. Şöyle ki: ARAF 155-Bir de Musa tayin ettiğimiz vakitte huzurumuzda bulunmak üzere kavminden yetmiş er seçmişti. Ne zaman ki bunları o sarsıntı yakaladı. Musa dedi ki: "Rabb’im, dileseydin bunları ve beni daha önce helak ederdin. Şimdi bizi ,içimizdeki o beyinsizlerin yaptıkları yüzünden helak mı edeceksin? O da sırf Senin imtihanın; Sen bununla dilediğini sapıklığa bırakır, dilediğine hidayet kılarsın! Bizim velimiz Sensin; artık bizi bağışla, bize merhamet eyle; bağışlayanların en hayırlısı Sensin! Bizler Hz. Musa(AS)’nın işaret ettiği topluma Kur’ani manada yön vermezsek kaçınılmaz son bizi bulacaktır. Hüküm Allah’ındır. ARAF 156-Ve bize bu dünyada da, ahirette de bir iyilik yaz! Biz gerçekten tevbe edip sana yöneldik!" Buyurdu ki: "Azabıma, kimi dilersem onu uğratırım; rahmetim ise her şeyi kapsamıştır. İleride onu özellikle, kötülükten sakınanlara, zekatını verenlere ve ayetlerimize inananlara yazacağım.
Beşeriyet içerisinde düşünürsek, bir şeyin yasak olduğunu bile bile yapan bir insan topluluğu vardır. Bilir onun yasak olduğunu ; fakat nefsi bu eylemi ona yaptırır. Bu açıdan yine tebliği önemli görmekteyim. ARAF 162-Derken içlerinden zulmedenler, sözü değiştirdiler,
kendilerine söylenenden başka bir şekle soktular; zulmu adet haline getirmeleri sebebiyle, Biz de üzerlerine gökten azap salıverdik. 163-Onlara, o denizin bir iskelesi olan o şehrin başına gelenleri sor! O vakit cumartesi yasağına riayet etmiyorlardı. Cumartesi tatili yaptıkları gün balıklar, yanlarına akın akın geliyorlardı. Cumartesi tatili yapmayacakları gün ise gelmiyorlardı. İşte Biz onları günah işlemeleri sebebiyle böyle sınava çekiyorduk! 164-Ve içlerinden bir topluluk: "Ne diye Allah'ı helak edeceği veya çetin bir azapla cezalandıracağı bir kavme nasihat veriyorsunuz?" dediği vakit onlar dediler ki: "Rabb’iniz tarafından mazur sayılmamız için, bir de bakarsınız belki Allah'tan korkar sakınırlar diye."
O zaman ümit kesenlerden değil, ümit var olanlardan olmalıyız. Lütfedeninin O olduğunu unutmamalıyız. Bu noktada tüm tebliğlerin sonuçsuz kalması bile sürpriz değildir. Aksine olağandır. Çünkü dalâlete düşenin cezası doğru yolu bulamamadır. 186-Allah kimi saptırırsa, artık onu yola getirecek bir kimse yoktur. O, onları bırakır taşkınlıkları içinde, körü körüne yuvarlanıp giderler. 190-Fakat Allah kendilerine yaraşıklı bir çocuk verince, tuttular O'na kendilerine vergisi üzerine bir takım ortaklar koşmaya başladılar. Allah ise onların koştukları şirkten yücedir.191-O'na, hiçbir şey yaratamayan ve kendileri yaratılıp durmakta olan yaratıkları mı ortak koşuyorlar? 192-Halbuki onlar, onların imdadına yetişmezler, hatta kendilerini bile kurtaramazlar. 193-Eğer siz onları doğru yola çağıracak olsanız, size uymazlar; onları ha çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, aleyhinizde sizin için aynıdır. 194-Çünkü Allah'tan başka taptıklarınızın hepsi sizin gibi kullardır. Eğer davanızda doğru iseniz haydi, onları çağırın da size cevap versinler! ARAF 193-Eğer siz onları doğru yola çağıracak olsanız, size uymazlar; onları ha çağırmışsınız, ha susmuşsunuz, aleyhinizde sizin için aynıdır. 198-Siz onları doğru yolu göstermeye çağıracak olsanız işitmezler. Onların sana baktıklarını görürsün, ama görmezler.

Allah'a teslimiyet ve hidayeti buldurma yolunda diyalog değil tebliğ vardır. Tebliği muhatap alan kendisi için almış olur. Tebliğ önderleri Cenab-ı Hak vasıtasıyla görevlendirilerek insanlara Allah'ın doğru yolunu göstermişler, buna inananlar dalâleti bırakıp hidayeti tercih etmişler, böylece Allah'ın rızasını kazanmışlardır. Herkes insanları nereye çağırdığına dikkat buyurması ve üzerinde bu açıdan düşünmesi gerekir. Öncelikle kendini sorgulama, bütün benliğini gözden geçirme amaç olmalıdır. Korku ve ümit bunun başat öğeleridir.
> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0
<$BloYOL BİLMEZKEN YOLA KOYAN>
<$Blo
Bizler doğruyu, yanlışı bilemezdik. Bize bunları gösterecek bir rehber olmadığında her an dalâletteydik. Başı boş bırakılan bir uygarlık doğruyu bulamaz. Onu bulduğunu zanneden bir takım tağutlar edinir. Ne zaman ki, Allah peygamber ve kitap gönderirir? O zaman buna kayıtsızlık hüsrana düşürür. O zaman da dalâletten kurtulamayız. Demek ki Allah doğru yola hidayetlediğinde biz karşı çıkarsak dalâlete düşeriz. Burada yine idrak ve Allah’ın dilemesi iç içedir. DUHAN 7-Seni, yol bilmez iken (doğru) yola koymadı mı? Şimdi hidayet kapısı açıktır. Artık biz diyebilir miyiz? Bilmezdim, duymazdım, ders almazdım. KAF 28-Buyurur ki: "Huzurumda çekişmeyin! Ben, size önceden azabımı bildirmiştim.29-Benim katımda söz değiştirilmez ve Ben kullara zulmedici değilim." 30-O günkü, cehenneme: "Doldun mu?" diyeceğiz. O da: "Daha ziyade (fazla) var mı?" diyecek. 37-Şüphesiz ki, bu söylenende kalbi olan ve şuurla kulak tutan kimse için uyandıracak bir ihtar vardır.
Şeytan kendi dalâlete düşmüşken yandaş aramaktadır. Ama şunu unutmayalım, yukarıda da belirttik: bir kul amaca kilitlenmişse şeytanın ona zarar vermesi söz konusu olamaz. ARAF 175-Onlara o herifin kıssasını da anlat ki, ona ayetlerimizi vermiştik, ama o, onlardan sıyrılıp çıktı, derken onu, şeytan arkasına taktı da yolunu şaşırmışlardan oldu. YASIN 60: Size şöyle and vermedim mi “Ey adem oğulları! Şeytana kulluk etmeyin, o size açık bir düşmandır.”61: “Ve bana kulluk edin. Doğru yol budur.” (Ve eni-’-= diye, buduni= bana ibadet edin, kulluk edin, haza= budur, sıratun= yol, mustaqim= doğru) 62: Böyle iken o içinizden bir çok insan kuşağını yoldan çıkardı. Ya o vakit sizin akıllarınız yok muydu? (veleqed= andolsun gerçekten, edelle= azdırdı, minkum= içinizden, cibillen= halkı, kesiren= çok, efelev tekunu= olmadınız mı? te’qilune= aklınızı kullanıyorsunuz) FURKAN 29: And olsun gerçekten bana gelmişken, beni zikirden saptırdı. Şeytan, insanı yalnız bırakıp felakete sürükleyendir. (leqed= andolsun gerçekten, edallani= beni şaşırttı, saptırdı, eniz zikri= zikrden, be’de= sonra, iz= zaman, caani= bana geldiği, vekaneş şeytanu= şeytan oldu, lil insani= insan için, xazulen= yardımsız bırakan) ARAF 37-Çünkü bir yalanı Allah'a iftira eden veya onun ayetlerine yalan diyen kimseden daha zalim kim olabilir? Bunlara kitaptan nasipleri erişir ve sonunda kendilerine göndereceğimiz melekler gelip canlarını alırken: "Hani o, Allah'ı bırakıp da taptıklarınız nerede?" dediklerinde: "Onlar bizi bırakıp kayboldular!" derler ve kafir olduklarına dair kendi aleyhlerinde şahitlik ederler. 38-"Girin bakalım cinlerden ve insanlardan sizden önce geçen milletlerin arasında ateşe!" der. Her millet girdikçe, kendilerine uyup sapıklığa düştüğü hemşiresine (dindaşına) lanet eder. Sonunda hepsi orada birbirlerine ulanırlar. Sonrakileri, öndekileri göstererek: "Ey Rabb’imiz, işte şunlar bizi yoldan çıkardılar; onun için onlara ateşten iki katlı azap ver!" derler. Allah: "Her birinize iki katlı, fakat bilmiyorsunuz." der. (qaledxulu= dedi girin, fi umemin= ümmetler arasında, qed xalet= geçti, min qablikum= sizden önce, minel cinni= cinden, vel insi= insandan, fin nari= ateşe, kullema= ne zaman ki, dexelet= girdi, ummetun= bir ümmet, la’enet= lanet, uxteha= hemşiresine, ortağına, hetta= nihayet, iza-d-= zaman, dereku= buluştukları, fiha= orada, cemi’en= hepsi, qalet= der, uxrahum= onların sonları, liulahum= ilklerine, Rabbena= ey Rabbimiz, haulai= işte bunlar, edalluna= bizi saptırdılar, felatihim= onlara var, ezaben= azap, di’fen= bir kat, minennari= ateşten, qale= dedi, likullin= herkes için, di’fun= bir kat vardır, velakin= ancak, late’lemune= bilmezsiniz) 146: Yeryüzünde o haksızlıkla büyüklenenleri, ayetlerimden uzaklaştıracağım. Onlar her ayeti görseler de ona iman etmezler. Doğru yolu görseler de onu yol tutmazlar. Ve eğer sapıklık yolunu görürlerse onu yol tutarlar. Öyle: Çünkü onlar ayetlerimizi yalanlamayı adet edinmişler ve hep onlardan gafil olagelmişlerdir. 177-Ne kötü misaldir ayetlerimizi yalanlayan ve sırf kendilerine zulmeden o kavmin durumu! 178-Allah kime hidayet ederse, o doğru yolu bulur; kimi de saptırırsa, hüsrana düşenler de işte onlardır. Dalâlete düşenlerle ilgili en bariz ayetlerden örnekler vermeye çalıştık. Bir kere bunlar ayetleri yalanlar, nasiplerinin hepsini dünyada bitirirler. Vahyi yalanlamak zaten başlı başına bir sebep iken onu alaya almak!.. ARAF 51-O kafirlere ki, oyunu ve eğlenceyi kendilerine din edindiler ve dünya hayatı kendilerini aldattı. Nasıl ki, onlar bu günlerine kavuşacaklarını unutup ayetlerimizi inkar ettilerse Biz de bugün onları öyle unutacağız. Cenab-ı Hak bunların şefaatçilerinin de olmadığını haber veriyor. ARAF 53-Onlar, bakalım sonu nereye varacak diye ancak onun tehditlerinin gerçekleşmesini bekliyorlar. Onun tehditlerinin geleceği gün önceden onu unutmuş olanlar: "Muhakkak ki, Rabb’imizin peygamberleri bize gerçeği getirmişlermiş.(qad=gerçekten, caet= getirdiler, rusulu= peygamberleri, rabbina=rabbimizin, bilhaqqı= hakkı). Bak şimdi bizim şefaatçilerden hiçbiri var mı ki, bize şefaat etsinler? Veya geri döndürülsek de yaptığımız işlerden başkasını yapsak?" diyecekler. Doğrusu onlar, kendilerine yazık ettiler ve uydurup güvendikleri şeyler yanlarından kaybolup gitmiş olacaktır.
Vahyi yalanlamak, inkar etmek, onu alaya almak başlı başına bir dalâlet sebebidir. Dalâlet ya da hidayet. Bu iki zıt kavramın mihenk taşı vahiydir. Bu kavramı ölçen yegane ölçü Kur'an ve onun sağladığı yüksek ahlaktır. Kullar böylece safını da belli etmiş olurlar. Allah dalâletten uzak bir yaşam eylesin.
> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0
<$BloKOLAY YOL>
<$Blo
Mümin her zaman Allah’a ihtiyaç duyandır. Vahiysiz bir hidayete kılınma düşünülemez. Zaten kendi idrak noktasında insan vahye yönelmemişse Allah’ın dilemesi başka şekillerde tezahür eder. İnsan, peygamberi ve onun kitabını dinleyip, ona yönelmezse, öğüt almazsa dalâlete düşme olasılığıdaha yüksek olacaktır. Buraya kısa yoldan gidebilmek için: ALA 6-Bundan böyle sana Kur'an okutacağız da unutmayacaksın. 7-Yalnız Allah'ın dilediği başka; çünkü O, açığı da bilir, gizliyi de. (illa= ancak, maşallah= Allah diledi, innehu= çünkü O, ya’lemu-l-= bilir, cehre= açığı, vema o şeyi, yeğfa= gizliyi) 8-Ve seni en kolay yola muvaffak kılacağız. 9-Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verirse. (vezekkir= sen de öğüt ver, in= eğer, nefe’eti= fayda sağlarsa, zikra= öğüt) .Burada kolay yol cümlesi çok önemlidir. tekvir 6-Ve en güzeli doğrularsa (veseddeqe= tasdik etti, bil Hüsna= en güzeli)7-Biz onu en kolayına kolaylayacağız. (fesenuyessiruhu= onu muvaffak kılacağız, lil yusra= en kolay için)8-Her kim de cimrilik eder, kendisini müstağni sayar (veemma= gelince, men= o kimseye, bexile= cimrilik etti, vesteğna= ihtiyaç göstermedi)9-Ve en güzeli yalanlarsa; (ve kezzebe bil hunsa= en güzeli yalanladı)10-Onu da en zor olana hazırlayacağız. (fesenuyessiruhu= onu muvaffak kılacağız, lil usra= en zor için) Yani birincide: ALA 8-Ve seni en kolay yola muvaffak kılacağız. 9-Onun için öğüt ver, eğer öğüt fayda verilse. (vezekkir= sen de öğüt ver, in= eğer, nefe’eti= fayda sağlarsa, zikra= öğüt)10-Saygısı olan öğüt alacaktır. İkincide: ALA16-Fakat siz, dünya hayatını tercih ediyorsunuz. Kainata, olaylara dair her şeye vahyin penceresinden bakmayanlar hangi pencereden baktıklarını iyi düşünmelidirler. Dalâlet su gibidir. En olunmadık yerden sızabilir.Sızdığı kalbde derin tahribatlara yol açar.17-Oysa ahiret daha hayırlı ve daha kalıcıdır.
18-Haberiniz olsun, bu ilk sabitelerde vardır. 19-İbrahim'in ve Musa' nın sahifelerinde. Sonunda yine her iş vahye dönüktür. Dünya hayatının geçici hevesleri, vahiyden nasipsizlik yanlış yola sürükler. LEYL: 8-Her kim de cimrilik eder, kendisini müstağni sayar 9-Ve en güzeli yalanlarsa; 10-Onu da en zor olana hazırlayacağız. 11-Ve yuvarlandığı zaman onu malı kurtaramayacak! 12-Kesinlikle doğru yolu göstermek Bize aittir. (inne= gerçekten, şüphesiz, ‘aleyna= bizedir, lelhuda= elbette doğru yolu göstermek)13-Kuskusuz sonu da Bizim önü de Bizim (ahiret de Bizimdir dünya da)! (ve inne= şüphesiz, lena= bizim, lelaxirete= elbette son, vel ula= ilk)
> Yazan <$Blofurkano/> Görüntüle <$Blo0